Hac Nedir?

Hac, sözlükte yönelmek, ziyaret etmek anlamına gelir. Dini bir terim olarak hac; yılın belli günlerinde (Kameri aylardan Zilhicce ayında) kurallarına uygun şekilde ihram denilen örtüye bürünerek Arafat’da ayakta durmak ve Kâbe’yi tavaf etmektir. Bu kutsal yerleri belirli zamanlarda ziyaret eden kimseye hacı denir.

 

Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir.

 

Haccın zamanı, hac ayları diye isimlendirilen; Şevval, Zilkâde ve Zilhicce aylarıdır.” İfadesi, “Hac belli aylardır”(Bakara, 2/197) mealindeki ayetin bir açıklaması mahiyetindedir.

Hac görevi, ihrama girmekle başlar. Bunun başlangıcı  ise Şevval ayıdır. Bir kimse Şevvalde ihrama girip Zilhiccenin 10. (veya 13.) gününün akşamına kadar, haccın menasikini tamamlayabildiği için, bu aylara hac ayları denilmiştir.

Yani bu aylara Hac ayları denilmesinin sebebi, haccın ilk şartı/ rüknü olan ihramın ancak bu aylarda giyilmesinin öngörülmüş olmasıdır. Bu aylardan önce ihrama girmek, Hanefi ve Hanbelilere göre mekruhtur. Bu konuda Buharî’nin İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu hadis-i şerif alimlerin bu görüşlerinde etkili olmuştur. “Hac ayları dışında ihrama girmemek sünnettendir.” (bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/64-65).

Şafiilere göre ise, hac ayları dışında alınan söz konusu ihram hac için değil, umre için geçerli olur. Çünkü, “Hac belli aylardır”(Bakara, 2/197) ayeti, hac için belirlenmiş aylar dışında ihrama girilemeyeceğini ifade etmektedir.(bk. a.g.y; Muğni muhtac,1/471, Muhazzeb,1/200).

Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın, usulüne göre ihrama girdikten sonra tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir.

 

Her müminin amacı Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Onun rızasını kazanmanın yollarından biri de, peygamberleri aracılığı ile bildirdiği emirleri yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmaktır. Allah’ın emirleri insanı iyiye, güzele, doğruya yöneltmek, yasakları ise kötülüklerden uzaklaştırmaktır. Böylece insanı güzel ahlâk sahibi kılarak mutlu olmasını sağlamaktır.

Aynı zamanda Allah’ın buyruklarını yerine getirmekle onun sevgisini kazandığımız gibi, verdiği nimetlerden dolayı da şükretmiş oluruz. Çünkü Allah sevgiye, saygıya ve ibadet edilmeye lâyık tek varlıktır.

İslâm’ın beş temel şartından biri olan hac, hem mal hem de bedenle yapılan bir ibadettir. Maddi durumu iyi olanların ömürlerinde bir defa hac ibadetini yapmaları farzdır. Yüce Allah Kur’an’da: “Yoluna gücü yetenlerin Allah’ın evi (Kâbe)ni hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir Hakkı’dır.” (Ali İmran, 3/97) buyurmuştur. Peygamberimiz (asv) da haccı Müslümanlığın beş esasından biri olarak saymış, yapılışını bizzat uygulayarak Müslümanlara öğretmiştir.

Gücü yeten, yani zengin ve sağlıklı olan Müslüman’ın hayatında bir kez haccetmesi farzdır. Bir kimseye haccın farz olabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her Müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır.

Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; Müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.

Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü olması için, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile yaşlılar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

Kişi kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür; fakirlere sadaka vermekle bu sorumluluktan kurtulmaz. Bu itibarla, hac yerine sadaka veren kişi, hac ibadetini yerine getirmiş olmaz.

Bir Müslüman`ın hac ibadetiyle yükümlü olması için, sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip, hür, akıllı ve buluğ çağına erişmiş olması gerekir. Bu itibarla, servet yönünden haccetme imkanına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez; ancak, borçlanarak hacca gitmeleri halinde, hac ibadeti geçerli olur ve kendilerinden hac görevi de düşer.

Diğer taraftan, haccın farz olması için gerekli şartları taşıdığı halde, hac mevsiminde hazır parası bulunmayan ve borç aldığı takdirde bunu daha sonra ödeme gücüne sahip olan kişilerin, bu görevi bir an önce ifa etmeleri için, borç alarak hacca gitmeleri uygun olur.

Hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, diğer zamanlarda helal olan bazı fiil ve davranışları, hac veya umrenin rükünleri tamamlanıncaya kadar kendine haram kılmasıdır. İhramın, niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü vardır.

 Niyet, hac veya umre yapmaya karar vermektir. Niyetin dil ile yapılması müstehaptır.

Telbiye ise, “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk lâ şerîke lek, (Allâh’ım, davetine isteyerek uydum, emrine amadeyim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Sana yöneldim, hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Eşin ve ortağın yoktur.)” demektir.

Niyet ve telbiye ile birlikte ihramın yasakları başlar. İhramlıya, vücudundaki saç ve kılları kesmesi, yolması veya tıraş etmesi; tırnak kesmesi; dikişli elbise giymesi (erkekler için); güzel koku sürünmesi; süslenmek için yağ, boya vb. makyaj malzemesi kullanması; başını (erkekler için) ve yüzünü örtmesi, eldiven, çorap ve topukları örten ayakkabı giymesi; cinsi münasebette bulunması; avlanması; harem bölgesindeki bitkileri kesmesi yasaktır.

Hac ve umre sırasında Harem’de kesilen kurbanlık hayvanlara ve Kâbe’ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere kesilen kurbana hedy denir.

Hedy kurbanları, vacip ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır. Kıran veya Temettu’ haccı yapanların hedy kesmeleri ile ceza kurbanları, ihsar kurbanı ve harem bölgesinde kesilmesi adanan kurbanlar vaciptir. Hac veya umre yapılırken, bir yükümlülük bulunmadığı halde kesilen kurbanlar ise nafiledir.

Hedy kurbanları, ister vacip, isterse nafile olsun, Harem bölgesi içinde kesilir. Harem bölgesinde kesilmez ise, vacip olan hedy kurbanlarının Harem bölgesinde yeniden kesilmesi gerekir. Ancak nafile olarak kesilenlerin yeniden kesilmesi gerekmez.

Hacda bulunan kişilerin, hac kurbanı (hedy) dışında, bayram münasebetiyle nafile olarak kurban kesmek istemeleri halinde, bunu vekalet yoluyla kendi ülkelerinde kestirmeleri daha uygun olur.

Bir şahsın hacc ibâdeti ile mükellef olabilmesi için Müslüman, aklı başında, ergenlik çağına girmiş, hür ve muktedir olması gerekir. Muktedir olmak, maddi imkânlara ve güvenliğe sahip olmak demektir. Bunun için kişinin gerek kendisine ve gerekse geçindirmek zorunda olduğu şahıslara, hacca gidip dönünceye kadar yetecek maddî güce sahip bulunması, yolculuğu engelleyecek bir hastalık, yahut sakatlığının bulunmaması, yolun açık ve günvenli bulunması (yolda hayatî bir tehlikenin mevcut olmaması) gerekir.

Kadınların ayrıca yanlarında mahrem (nikâh düşmeyecek kadar yakın) bir akrabaları, yahut kocalarının bulunması şarttır. Böyle bir kimsesi bulunmayan, diğer şartları da taşıyan kadın farz olan haccı yapmak isterse, güvenilir kadınların bulunduğu bir gurup içinde haccını yapabilir; bunun için sahte nikâhlara gerek yoktur.

Haccın şartları taşımayan kişilere hacc farz değildir. Şartları taşır iken bu ibâdeti yapmamış olanlar, sonradan şartları kaybederler ise sorumlulukları devam eder. Meselâ zengin bir şahıs, hacc mevsimleri gelip geçtikten sonra devamlı bir hastalığa maruz kalırsa yerine birini göndermesi gerekir. Bu sebeple Müslüman, imkân elverdiği anda ve ilk fırsatta bu ibâdeti yerine getirmelidir.

Haccın maddi ve manevi birçok faydaları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Hacca giden Müslüman, Allah’ın kendisine verdiği vücut sağlığı ve mal zenginliği gibi dünya nimetlerinin şükrünü yerine getirmiş olur.

– Değişik ülkelerden gelen Müslümanlar görüşüp tanışır ve bilgi alış-verişinde bulunur; aynı zamanda ticarî ilişkilerde bulunurlar.

– Hac, insanın kul hakkı dışında diğer günahlardan affedilmesine sebeptir. Bunun için günahlarının affedilmesi için dua ederler. Bir daha kötü bir iş yapmamak, dürüst ve ahlâklı olmak üzere Allah’a söz verirler.

– Hac, çeşitli Müslüman ülke insanları arasında kardeşlik kurulmasına yardımcı olur. İslâm dininin birlik ve beraberlik dini olduğu, hacda daha kolay anlaşılır.

– Hac mevsiminde Kâbe mahşer yerini andırır. Hac ibadetini yerine getiren Müslüman dünya menfaatleri için yapılan kötü işlerin ne kadar boş ve anlamsız olduğunu kavrar.

– Biliyoruz ki seyahat insan sağlığı için çok faydalıdır. Hatta ruhî sıkıntılardan kurtulması için insanlara seyahat tavsiye edilir. Allah da Kur’an’da gezip dolaşmayı tavsiye etmiştir. İşte hacca gidenler bu seyahati tabiî olarak yapmış olurlar.

– Bütün hacı adaylarının renk, ırk ve meslek ayırımı gözetmeden bembeyaz ve aynı tip ihram içinde bulunmaları, eşitlik fikrinin yerleşmesine yardımcı olur.

– Aynı zamanda hac ibadeti dünya Müslümanları arasında tanışma, yakınlaşma, birlik ve beraberlik, yardımlaşma ve kardeşlik duygularının gelişmesine yol açtığı için evrensel boyutları olan bir ibadettir.

– Kısaca, hacca gidenlerin inançları tazelenir. İnsanlığa hizmet aşkları artar. Yardım duyguları gelişir. Bütün insanların eşit ve kardeş olduğunu kavrar. Böylelikle dostluk, sevgi ve barış sağlanmış olur.

Hacca giden Müslüman, Allah’ın kendisine verdiği vücut sağlığı ve mal zenginliği gibi nimetlerin şükrünü yerine getirmiş olur. Dünyanın dört bucağından hacca gelen Müslümanlar, sayısız manevi kazançlarla dönerler. Diğer ülkelerde bulunan Müslümanların ihtiyaçlarının neler olduğunu öğrenir ve onlarla ticari, sosyal ve kültürel bağlar kurarlar. Bu açıdan hac, uluslararası bir kongre niteliği taşır.

Müslümanlar birbirlerinin ihtiyaç ve sıkıntılarını öğrenip yardımlaşma yoluna giderler. Dünyanın her tarafından gelen diğer Müslümanlarla tanışırlar. Ayrı dil ve renkteki insanlar İslam’ın birlik ve kardeşlik ilkesini yaşayarak gerçekleştirmeye çalışırlar. İnsanları birbirinden ayıran ırk, dil ve renk farklarını bir tarafa bırakarak, eşitlik duygusunu tadarlar. Aynı duygu ve heyecan içinde birlik ve beraberliklerini güçlendirirler. Böylece imanları tazelenir ve güçlenir.

Peygamberimiz (asv); “Makbul bir haccın mükâfatı ancak Cennet’tir.” buyurmuştur. Bu ibadeti yaparken her seviyede insanın aynı kıyafete bürünmesi, öldükten sonra Allah’ın huzuruna çıkış gününü hatırlatır. İhrama girerek dünya elbiselerinden soyunan insan, günahlarından da sıyrılacak, bir daha günaha girmemek için gayret edecek, Allah’a dua ederek O’ndan af dileyecek ve olgun bir Müslüman olmak için çalışacaktır.

Hac, insandaki şükür duygusunu artırır. Tevhid inancını ve dini duygularını çoğaltır. Hac, insanın manevi bir muhasebesini yapmasını sağlar. Bilgi ve görgüsünü artırır. Hac, insanları harcamaya kıyamadığı mallarını bu yolda harcaması nedeniyle cimrilikten kurtardığı gibi, cömertliğe de alıştırır. Alçak gönüllü olmasını sağlar. Çekingenliğini giderir. Toplum içinde birlikte yaşama duygusunu kuvvetlendirir. Hac ibadetini yapıp ülkesine döndükten sonra da, nefsine, ailesine ve içinde yaşadığı topluma karşı yapmakla zorunlu olduğu bir takım sorumluluklar yüklenmesini sağlar. Kişiye düzenli ve disiplinli yaşama bilinci kazandırır. Davranış ve hareketleriyle başkalarını üzmemeye çalışır. Kul hakkına saygı duyar. Hac’dan önceki yaşantısında var olan aşırılıkları atmasını sağlar.

Hac uyumlu bir yaşam biçimi kazandırır. İnsanı daha sabırlı yapar. Yaratıklara daha şefkatle yaklaşmasını sağlar. Böylece insan, toplumun sosyal dayanışmasına katkı sağlayacak önemli özellikler kazanır.

Hac, mü’minlerin samimi bir şekilde Allah’a yönelerek tevbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına neden olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevi bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Yüce Allah’a ibadet etmenin sevincini yaşatır. Her çeşit kötü alışkanlıkların bırakılmasıyla ruhsal temizliğe yardım eder. Döndükten sonra da topluma en güzel örnek bir insan durumuna getirir. Kişinin kötülüklerden uzaklaşarak ahlaken olgunlaşmasını, iyiye ve güzelliğe ulaşmasını sağlar ve toplumun huzura kavuşmasına yardımcı olur.

1. İfrad Hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke’de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur.

2. Kıran Hac: Bu haccı yapana kârin hacı denir. Hac ile umreye niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve sa’y edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac için, tekrar tavaf ve sa’y yapar.

3. Temettü Hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında, yani Şevval, Zilkade ile, Zilhiccenin ilk on gününde, umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve sa’y yapıp ve tıraş olup ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapandır. Yalnız tavaf-ı ziyaretten sonra da sa’y yapar.

Kârin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vaciptir. Temettü veya Kıran haccı yapanlardan, kurbanlık hayvan bulunmaması veya alınamaması sebebiyle, kurban kesme imkanı olmayanlar, üç gün Hac esnasında, yedi gün Hac’dan sonra olmak üzere on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, ihrama girdikten sonra hac ayları içinde ve kurban bayramının ilk gününden önce Mekke’de tutulmuş olması zorunludur. Kurban kesme imkanı elde edilebileceği ümidiyle bu üç günlük orucun son vaktine kadar geciktirilmesi yani Arefe günü tamamlanmak üzere 7, 8 ve 9 Zilhicce günlerinde tutulması efdaldir.

Temettü Haccında bu oruç henüz Hac için ihrama girmeden Umre ihramından sonra da tutulabilir.

İhram: Haccın farzlarından biridir. “İhram” vücudun belden itibaren alt kısmına sarılan ve sırta alınan bir havludan ibarettir. Bu erkekler içindir. Kadınlar ihrama girmez, uzunca bir entari giyerler.

Vakfe: Vakfe “durmak” demektir. Dîni bir terim olarak Arefe günü (Kurban Bayramı’ndan bir gün önce) Arafat’ta bulunmaktır. Orada ibadet ve dua edilir.

Tavaf: Kurban Bayramı’nın ilk üç gününde Kâbe’yi tavaf etmek farzdır. Kâbe’nin etrafında dualar okunarak yedi kez dönmeye tavaf denir. Bir kez dönüşe şavt denir.

Sa’y: Kâbe’nin yakınında bulunan Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelmektir. Bu gidiş ve gelişler, Safa’dan Merve’ye dört, Merve’den Safa’ya üç olmak üzere yedi defadır.

Kâbe: Mescidi Haram’ın tam ortasında, köşeleri dört ana yöne denk gelecek şekilde yapılmış dikdörtgen biçiminde bir binadır. Kâbe’nin içinde tavanı tutan üç ağaç sütun ve tavana çıkmak için bir de merdiven vardır. İç duvarı mermerle kaplıdır. Kâbe’nin üstü ve dış duvarları her yıl hac mevsiminde değiştirilen üzeri ayetlerle işlenmiş siyah bir örtü ile kapatılmaktadır. Kâbe’nin köşesinde tavafın başlama noktasını belirten siyah bir taş “Hacer-ül Esved” bulunmaktadır. Kâbe’nin yapılması ile buraya “Mescidü’l Haram” yani güvenlikle ibadet edilecek yer denilmiştir.

Hz. İbrahim (as) Allah’tan aldığı emirle Kâbe’yi yapmıştır. Oğlu Hz. İsmail (as) da kendisine yardımcı olmuştur. Hz. İbrahim (as) Kâbe’nin yapımını tamamladıktan sonra Allah kendisine “Şimdi insanları buraya çağır” diye emretmiş ve o da bu emri yerine getirmiştir. Hac sırasında Müslümanlar Hz. İbrahim (as)’in davranışlarını hatırlayarak onu yeniden yaşarlar. Mekke ve orada bulunan Kâbe, Hz. İbrahim (as)’den sonra yüzyıllar boyu kutsallığını korumuştur. İslâm’ın gelmesiyle Allah Peygamberimize (asv) şöyle buyurmuştur: “İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.”(Hac, 22/27) İşte, Allah’ın bu emri gereğince Müslümanlar farz olan hac ibadetini yaparlar.

Mescidi Haram: Kâbe’yi çevreleyen, namaz kılmak, tavaf ve dua etmek için kullanılan geniş bir alandan ibarettir. Buraya “Haremi Şerif” de denir. Zemini renkli mermerle kaplı olan bu alanın dört tarafı duvarlarla çevrilmiş olup, pek çok kapısı ve yedi tane minaresi vardır.

Mekke: Hz. İbrahim (as)’den bu tarafa Kâbe kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir. Zaman içinde oraya yerleşen insanlar, Mekke şehrini kurmuşlardır. Mekke Kur’an’da şehirlerin anası olarak anılmaktadır. Kur’an, Allah’a ibadet amacıyla yapılan ilk mescidin Mekke’de inşa edildiğini belirtmektedir. Bu konu ile ilgili ayet şöyledir: “İnsanlar için kurulan ilk ev (ibadet yeri) Mekke’de âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe’dir.” (Ali İmran, 3/96)

Safa ve Merve: Kâbe’nin doğusunda yaklaşık 350 metre aralıklı iki tepedir. Güneydeki, Safa, kuzeydeki ise Merve’dir. Bu iki tepe arasında sa’y yapılır.

Arafat Dağı: Mekke’nin doğusunda, Mekke’ye yaklaşık 25 km. uzaklıkta bulunan, hacıların Kurban Bayramı’nın arife günü toplandıkları yerdir. Haccın farzlarından biri olan “Arafat Vakfesi” burada yapılır.(Bakara, 2/198) Peygamberimiz (asv) “Hac Arafat’tır” buyurarak, Arafat Vakfesi’nin önemini belirtmiştir.

Arafat, Sevgili Peygamberimiz (asv)’in, Yüce Allah’ın ümmetinin bağışlanmasını istediği ve onların bağışlanacağına dair ilâhi müjdeyi aldığı yerdir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz (asv) da 632 yılında arkadaşları (ashabı) ile birlikte yaptığı “Veda Haccı” nda yüzbini aşkın Müslüman’a yaptığı konuşmayı, yani “Veda Hutbesi”ni burada yapmıştır.

Müzdelife: Arafat dağı ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac esnasında Arafat’tan dönüşte Müzdelife’de vakfe yapılır.

Mina: Mekke’nin doğusundaki dağların eteğinde Arafat’a giden yol üzerinde bulunan Müzdelife ile Mekke arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac ibadeti esnasında kurban kesmek ve şeytan taşlama (büyük, orta ve küçük cemreler) burada yapılır.

Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, Müslümanı büyük-küçük bütün günahlarından arındırır; onun Allah  katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.

Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. Hacda yapılan dualar ve tövbeler kabul görür. Böylece bu ibadeti îfa edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler.

Hac ibadeti boyunca devamlı maddi ve manevi kirlerden temizlik yapılır. Bedenî kirlerden tam bir temizlik yapıldığı gibi, günah kirlerinden de bütünüyle bir temizliğe girişilir. Haccın kalpteki pasları gidereceğini, küçük-büyük bütün günahların affına vesile olacağını Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “Kim Allah  için hacceder de bu esnada kötü söz, iş ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi temiz ve günahlarından arınmış olarak hacdan döner.” (Buhari, Hac: 4; Müslim, Hac: 79; Tirmizi, Hac: 2) buyurarak haber vermektedir. Bu ifade, haccın her bakımdan büyük bir arınma oluşuyla ilgilidir. Bu hadis-i şerif, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter.

Hac, kendisinden önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder. Amr b. Âs (r.a.), Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimize biat ederken; ALLAH  tarafından bağışlanmayı şart koşmak isteyince, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Bilmez misin ki! Müslüman olmak, önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder. Hicret de kendinden önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder. Hac da kendinden önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder.” (Müslim; İman: 121) buyurdu.

Tabiî ki hac Allah  için yapılmalıdır. Yani hacda herhangi bir dünyevi çıkar, şöhret, riya v.s. bulunmamalıdır. Pek çok insan şan ve şöhret için hac yapmaktadır. Onlar çektikleri bu kadar sıkıntı ve yaptıkları masrafları sevap yönünden boşuna zayi etmektedirler. Gerçi farz olan hac bu şekilde de edâ edilmiş olur. Ancak sadece Allahuteâlâ’yı razı etmek niyetiyle yapılırsa, farz edâ edilmekle beraber pek çok sevap kazanılmış olur. Bu kadar büyük sevabı, birkaç insan arasında büyük görünmek niyetiyle zayi etmek, ne büyük bir zarar ve hüsrandır.

Hacceden kimselerin Allah  katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Hac ve umre için Beytullâh’a gidenler, Müslümanların Allah’a gönderilmiş temsilcileri, Allah’ın misafirleridirler. Dua ederlerse, ALLAH  dualarını kabul eder, afv ü mağfiret dilerlerse, onları bağışlar, affeder.” (İbn Mace; Menasik: 5; Nesai; Hac: 4) buyurmuşlardır.

Sorularla Umre İbadeti
Umre nedir?

Kısaca; 

Umre, Müslümanların Kâbe’yi ziyaret ederek yaptığı bir ibadettir. Yılın her zamanında yapılabilir. İhrama girilerek başlanır. Kâbe etrafında tavaf yapılır ve Safa ile Merve arasında sa’y edilir. Son olarak saç kesilerek umre tamamlanır.

 
 

İhramlı iken, pantolon, palto, mintan gibi dikişli elbiseler giymek de haramdır. Ancak erkeklerin üşüdüğü için veya başka bir zarurete binaen dikişli elbiseleri sırtlarına almalarında bir mahzur yoktur.

Dikişli elbiseden kasıt, vücud ölçülerine göre dikilmiş gömlek, pijama gibi elbiselerdir. Peştemal şeklindeki ihramların kenarındaki dikişlerin zararı yoktur, sökülmesi gerekmez.

Çorap ve ayakkabı giyilmesi de câiz değildir.

Başı açık, ayakları çıplak olup, terlik veya nalın veya sandalet giyebilir.

 
 

Tıraş Olup İhramdan Çıkmak:

İhramdan ancak saçlar tıraş edilmek suretiyle çıkılır. Başı traş etmek veyahut saçları kısaltmak vaciptir.

Erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Kısaltmada saçların uçlarından alınacak miktar, parmak ucu uzunluğundan daha az olmaz.

Tıraş Olmayı Anlamak:

Önce şeytana taş atan, ardından Allah’a bir baş kurban eden hacı (umrî / umre yapan), daha sonra traş olmak süretiyle sembolik olarak kendi varlığının bir parçasını da kurban eder. Bu, bir taraftan, gerektiğinde saçını değil, canını da Allah yolunda vereceğini temsil ederken, başından dökülen her saç teli, adeta gökülen günahlarını simgeler.

Hz. Peygamber (asm),

“Allah’ım! Başlarını tıraş ettirenlere merhamet et.” (Buhari, Hac, 127)

diye dua etmiş, sahabeden bazıları, “Saçlarını kısaltanlara da dua etseniz ey Allah’ın Resulü?” demişler, O da dördüncüsünde “Saçlarını kısaltanlara da.” diyerek onlar için de dua etmiştir. Sahabeden kimileri saçlarını tamamen kazımış, bazıları da saçlarını kısaltmıştır. (Buhari, Hac, 127)

Saçların tıraş edilmesi tevazuyu “başı açık-yalın ayak” diye tabir edilen muhtaç oluşu sembolize eder. Bu husus hanımlarda saçların uçlarından bir miktar alınmasıyla sembolize edilir.

 
 

“Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın…” (Bakara, 2/196)

Enes b. Mâlik (r.a)’ten rivayete göre şöyle demiştir:

“Nebî (s.a.s) dört defa umre yapmıştır. Veda haccı ile birlikte olan dışında, diğerleri Zi’lka’de ayında yapılmıştır. Bunlar: Hudeybiye umresi, ertesi yıl yapılan umre, Huneyn ganimetlerinin bölüştürüldüğü zaman Cirâne’den yapılan umre ve Veda Haccı sırasında yapılan umre.” (Buhârî, Meğâzî, 35; Müslim, Hac, 217, 220; Ebû Dâvud Menâsik, 79; Ahmed b. Hanbel, I, 246, 321, II, 39, III, 134).

Bu dört umre şunlardır:

1) Hudeybiye umresi: Bu, yukarıda da belirttiğimiz gibi niyet edilip ihrama girildiği halde, Mekke müşriklerinin izin vermemesi yüzünden yapılamamış ve Hudeybiye sulh anlaşması gereğince ertesi yıla bırakılmıştır.

2) Umretü’l-kaza: Yukarıda açıkladığımız bu umre hicretin yedinci yılında yapılmıştır. Buna Umretü’l kazıyye ve Umretü’s-sulh adları da verilir.

3) Huneyn ganimetlerinin paylaştırılmasından sonra Ci’râne’den gelip yapılan umre.

4) Veda haccı ile birlikte yaptığı umre (İbn Sa’d Tabakât, II,170 vd.; Ahmed b. Hanbel, III,134; M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, İstanbul 1981, XIV, 329 vd.). (Hamdi DÖNDÜREN)

“Umre, ikinci bir umreye kadar olan günahlara kefarettir. Mebrûr haccın karşılığı ise ancak cennettir.” (Nesaî, Hac, 3, Zekat, 49, İmân, 1; Dârimî, Menâsik, 7, Salât, 135; Tirmizî, Hac, 6; Ahmed b. Hanbel, I, 387, III,114, 412, IV, 342).

“Hac ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Ondan bir şey isterlerse, onlara cevap verir. Af isterlerse, onları affeder.” (İbn Mâce, Menâsik, 5).

Hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

 “Hac ve umreyi peşi peşine yapınız. Bu ikisi, körüğün; demir, altın ve gümüşün pasını yok ettigi gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Mebrûr haccın sevabı ancak cennettir.” (Tirmizî, Hac, 2; Nesâî, Hac, 6; İbn Mâce, Menâsik, 3).

Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş noktalar vardır. Bunlardan her birine “mikat” denir. Mikat sınırlarının dışından hacca veya umreye gelenler, bu sınırları ihramsız olarak geçemezler. Buna göre:

 

a. Doğrudan Mekke’ye gidecek olan hacı adayları, uçaklar Cidde’ye indiği ve Cidde de mikat sınırları içinde bulunduğundan, uçağın kalkacağı havalimanında veya evlerinde ihrama girerler. Gerektiğinde uçak mikat sınırını geçmeden uçak içinde de girilebilir. Ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta ihrama girme tercih edilmemelidir.

 

b. Hacdan önce Medine’ye gidecek olan hacı adayları, Medine’de kaldıkları evlerde veya Mekke yolu üzerinde Medine’ye 11 km. uzaklıkta bulunan “Zül-Huleyfe” (Ebyâr-i Ali)’ de ihrama girerler.

 

Hac veya umre yapacak olanların mikat sınırını ihramsız olarak geçemeyeceklerini belirtmiştik. Mikat sınırını ihramsız olarak geçtikten sonra ihram giyenlere ceza gerekir. Bu durumda olanlar henüz hac ve umre ile ilgili görevlerden birini yapmadan, herhangi bir mikat sınırına dönerek yeniden ihrama girerlerse ceza düşer.

 
 

Umre, hac gibi belirli bir zamana bağlı olmaksızın yapılan “Kâbe ziyareti” anlamında bir terim. Umre, Hanefî ve Malikî mezheplerine göre sünnet-i müekkede, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre farzdır.

Hac, sadece hac mevsiminde yapıldığı halde, umre her zaman yapılabilir. Ancak Kurban Bayramının Arefe günü ile, bu bayramın dört gününde umre yapılması mekruhtur. Ramazanda yapılması ise daha çok sevaba vesîledir. (Elmalılı H. Yazır, Halk Dini Kur’ân Dili, II/709).

Umre esas itibariyle, Kâbe’yi tavaf (etrafında yedi defa dönmek) ve Safa ile Merve tepeleri arasında yedi defa sa’y (koşmak) dır. Hacda olduğu gibi; Müzdelife’ye gitmek, Arafat’ta vakfe yapmak, Mina’da şeytan taşlamak umrede yoktur.

Tavafın dört şavtı (Kabe’nin etrafında dört kere dönmek) umrenin rüknüdür. Vakit müstesna, hac için şart olan her şey, umre için de şarttır. Tavafın geri kalan üç şavtı, Safa ile Merve arasındaki sa’y ve bunun bitiminde tıraş olmak ya da saçları kısaltmak da umrenin vacipleridir. Haccın sünnetlerinden Safa ile Merve arasındaki sa’ye kadar olanların tümü umre için de sünnettir (bk. “Hac” mad). Sa’y bitince umre ibadeti sona erdiği için, hacdaki; Müzdelife, Arafat ve Mina ile ilgili sünnetler umrede söz konusu değildir.

Umrenin yapılışı: Mekke dışından olup da umre yapmak isteyen bir Müslüman mikat yerinde, Mekkeli ise Harem dışında ihrama girer. “Allah’ım! Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve benden kabul et.” diyerek dua ve niyet eder, telbiye de bulunur. Harem-i Şerif’e gelince Kâbe’nin etrafına yedi defa dolaşarak tavaf eder. İlk üç dolanışta biraz çalımlı yürür. Her dolanışta Hacerü’l-Esved adındaki kutsal taşı selamlar. Tavaf bittikten sonra iki rek’at namaz kılar ve Safa tepesine gider. Oradan başlayarak, Safa ile Merve arasında yedi kere gider gelir. Buna; sa’y denilir. Daha sonra tıraş olarak veya saçlarını kısaltarak ihramdan çıkar. Böylece sona ermiş olur (el-Mevsılî, el-İhtiyar fi Ta’lili’l-Muhtar, 157; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 483, 508).

Hac için ihrama giren kişinin, ihramda iken yapması yasak olan şeyler, umre için ihrama giren kişi için de yasaktır. 
İhramda iken bu yasaklardan birisini yapan kimseye, hac için ihramda iken aynı yasağı işleyen kimse için gerekli olan ceza gerekir.

Umrenin tek rüknü olan tavafın ilk dört şavtını tamamlamadan karısıyla cinsî temasta bulunan kişinin umresi fasit olmuştur. Ancak bu duruma düşen kimse umreyi bırakmaz devam eder. Ceza olarak bir koyun kurban eder ve tekrar umre yapar. Tavâfın dört şavtını tamamladıktan sonra aynı yasağı işleyenin umresi ise fasit değildir, fakat onun da bir koyun kurban etmesi gerekir (Ömer Nasuhi Bilmen, a.g.e., 85/9).

 
 

Mekke ve Medine’nin taş ve toprağının başka yere nakledilmesinin uygun olmadığı konusunda alimlerin çoğu ittifak hâlindedir. Ancak, bazı alimler bunu haram, diğer bir kısmı ise, mekruh saymıştır. İmam Şafii ve Beyhakî’nin yaptığı rivayete göre, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. (bk. Nevevî, Mecmu, VII, 454-459).

İmam Zerkeşî  gibi bir kısım alimler ise bunun haram olduğu görüşündedir.(bk. Halil İbrahim, Fezailu’l-Medineti’l-munevvere, I, 66).

İhram’a giren bir insanın harem bölgesindeki herhangi bir otu bile koparmasının caiz olmadığı bilinmektedir.

Nitekim bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Muhakkak ki, İbrahim Mekke’yi hürmetli kılarak onu harem bölgesi yaptı. Ben de Medine’yi -iki dağ arasındaki bölgesini- hürmetli kılıyorum…” (Müslim, Hac, 78),

“Her peygamberin bir haremi vardır, benim haremim de Medine’dir. Onu senin verdiğin değerlerle hürmetli kılıyorum…”  (İbn Hanbel, Müsned, I, 318).

Bu ise, (Harem sözcüğünden de anlaşılacağı gibi) kutsal mekânlardaki taş toprak gibi eşyanın da hürmetli olduğunu gösterir. Hürmetli bir konumdaki eşyaları hürmetsiz bir yere taşımak, onlara karşı bir hürmetsizliktir.

 
 

Umre, hac gibi belirli bir zamana bağlı olmaksızın yapılan Kâbe ziyareti anlamında bir terim. Umre, Hanefî ve Malikî mezheplerine göre sünnet-i müekkede, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre farzdır.

Hac, sadece hac mevsiminde yapıldığı halde, umre her zaman yapılabilir. Ancak Kurban Bayramının arefe günü ile, bu bayramın dört gününde yapılması mekruhtur. Ramazanda yapılması ise daha çok sevaba vesîledir. (Elmalılı H. Yazır, Halk Dini Kur’ân Dili, II/709).

Umre esas itibariyle, Kâbe’yi tavaf (etrafında yedi defa dönmek) ve Safa ile Merve tepeleri arasında yedi defa sa’y (koşmak) dır. Hacda olduğu gibi; Müzdelife’ye gitmek, Arafat’ta vakfe yapmak, Mina’da şeytan taşlamak umrede yoktur.

Umre yapan kişinin tüm günahları affolunabilir. Ancak hacca veya umreye gider herkesin kul hakkı dışında bütün günahları affolunur gibi kesin bir kayıt yoktur.

 
 

Bir defada (aynı yerde ve aynı anda) vücudun veya bir uzvun tamamına güzel koku veya yağ sürmenin cezası bir keçi veya koyun kesmektir. İşlenen bu yasak ayrı zaman/mekanda olursa, ceza da tekrar eder. Şayet koku uzvun yarısına sürülmüşse, veya kokusu bir gece bir gündüz devam etmezse, mesela koku sürdüğü bir elbiseyi yarım gün giyip çıkarırsa, bu takdirde bir fıtır/fitre sadakası vermek yeterlidir.

Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre, vücudun veya bir uzvun tamamına güzel koku sürmüş kimse üç kefaret arasında serbesttir, dilerse, bir koyun keser, dilerse, altı kişiye yemek yedirir, dilerse üç gün oruç tutar.(bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/259-260).

Yalnız kullandığınız sabunun gerçekten kokulu olup olmadığını araştırın ve normal olarak hacıların onu kullanıp kullanmadıklarını öğreniniz, ona göre hareket edersiniz.

Hac ve Umre ile İlgili Yasaklar

    Hac veya Umre için ihrama girmiş olanların din yönünden yapmaları yasak olan şeylere “Cinayetü’l-Hac = Hac Yasakları” denir. Burada kasıd, yanılma, hataya düşme ve unutma birdir. (Şafiîlerce hata ve unutma cezası bağışlanmıştır.)

    Hac ve Umre’ye ait yasaklar (cinayetler) şu beş kısma ayrılır:

    1) Yapılmalarından dolayı yalnız birer dem (koyun veya keçi) kurban edilmesi gereken cinayetler.

    Büluğ çağına ermiş olup da ihrama girmiş bulunan bir kimsenin bir uzvuna (organına) tamamen veya bir uzvu mikdarı olacak şekilde değişik yerlerine hoş kokulu bir şey sürmesi, başına kına yakması, yağ sürünmesi, tam bir gün akşama kadar dikişli bir elbise giyinmesi veya başını örtülü bulundurması, başının en az dörtte birini traş ettirmesi, fazla tüylerini gidermesi, tırnaklarını kesmesi, haccın vaciblerinden birini (mikatta ihrama girmeyi) terk etmesi, cünub veya haiz olarak kudüm veya veda tavafı yapması veya abdestsiz olarak ziyaret tavafında bulunması gibi…

    Kıran haccında bu yasaklardan biri yapılırsa, iki ihramın hürmetini korumak için iki kurban (dem) gerekir.

    Böyle irade ile yapılmalarından dolayı kurban kesilmesi gereken şeylerden biri, bir zaruret ve illet sebebiyle yapılsa, bu işi yapan serbest kalır; dilerse Harem’de bir kurban keser, dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar, dilerse altı fakire birer fitre mikdarı sadaka verir. Bu sadakanın Mekke fakirlerine verilmesi daha faziletlidir. Verilecek bu sadakada temlik caiz olduğu gibi, ibahe (ikram suretiyle yemek yedirme) de caizdir. İmam Muhammed’e göre ibahe caiz değildir.

    2) Yapılmasından dolayı Bedene (deve veya sığır) kurban edilmesi gereken cinayetler:

    Bunlar, Arafat’da vakfeden sonra daha traş olmadan veya saçları kısaltmadan önce cinsel ilişkide bulunmak ile ziyaret tavafını cünub, hayız veya nifas hallerinde yapmaktan ibarettir. Bununla beraber herhangi bir tavaf, taharet halinde yeniden yapılırsa cezası düşer.

    Arafat’da vakfeden sonra saçları traşdan veya kısaltmadan önce, bir mecliste cinsel ilişki tekrarlansa, yalnız bir Bedene (deve veya sığır) gerekir. Meclis değişecek olsa, birinci ilişkiden dolayı bir Bedene (deve veya sığır), diğerlerini için de dem (koyun) gerekir. Çünkü birinci ilişkide tavafa noksanlık gelmiştir. Böyle noksan bir tavaf için de “Dem” yeterli olur. Fakat traş olduktan sonra veya saçları kısalttıktan sonra, ziyaret tavafının tamamından veya ilk dört şavtından önce ilişkide bulunsa, yalnız bir koyun kesmek yeterli olur. Buna göre, ziyaret tavafının tamamından veya dört şavtından sonra kurulacak ilişki ile ceza olarak ne bedene ne de dem gerekir.

    3) Her birinin yapılmasından dolayı yarım sa’ (bir fitre mikdarı) beş yüz yirmi dirhem sadaka verilmesi gereken cinayetler.

    Bunlar, İhramda bulunan bir kimsenin uzuvlarından (organlarından) birinin az bir kısmına hoş kokulu bir şey sürmesi, bir günden az dikişli elbise giymesi veya başını örtmesi, başının dörtte birinden azını traş etmesi, yalnız bir tırnağını kesmesi, başkasını traş etmesi, başkasının tırnağını kesmesi, abdestsiz olarak Kudüm tavafı veya Veda tavafı yapması gibi şeylerdir.

    Tedavi için hoş kokulu şey kullanılması, ceza gerektirirse de zeytin yağı gibi bir yağ kullanılması ceza gerektirmez.

    Kırık bir tırnağı koparmak da caizdir; çünkü bunda büyüme hali kalmamıştır.

    4) Her birinin yapılmasından dolayı bir fitre mikdarından, yarım sa’dan (beş yüz yirmi dirhem buğdaydan) az bir sadaka verilmesi gereken cinayetler (yasaklar):

    Bunlar, İhramda bulunan kimsenin çekirge öldürmesi, kendi üzerinde bulunan biti öldürmesi veya onu yere atması, başkasının üzerindeki biti öldürmesi için onu göstermesi gibi işlerdir.

    İhramda iken bunlardan birini yapan kimse, dilediği bir mikdar sadaka verir.

    Öldürülen bitler üçten çok ise, bir fitre mikdarı sadaka verilir. Yolda görülen bir biti öldürmek yasak değildir, bunun için cezası yoktur. Çünkü bu, aslında eziyet veren bir hayvan olduğundan öldürülmesi caizdir.

    İhramda bulunan kimse, ihramdan çıkıncaya kadar hazin, perişan ve mütevazı bir hal içinde ihtiyacını Yüce Allah’a arzetmesi gerektiğinden üste başa düzen verilmemesi biri kulluk ve ihtiyaç nişanının bir ifadesi olur.

    5) Her birinin yapılmasından dolayı bedel değer ödemek (zıman) gereken yasaklar (cinayetler)dir.

    Bunlar da ihramda bulunanın av hayvanlarını öldürmesinden veya Harem Bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesip koparmasından ibarettir. Bunun için İhramda olan kimse (muhrim), gerek Harem Bölgesinde ve gerek Harem dışında hiçbir kara hayvanını öldüremez ve öldürülmesi için de onu başkasına gösteremez.

    Yine, ihramda olan bir kimse, Harem bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otlan kesemez. Bunlan yapınca, kıymetlerini öder. Şöyle ki:

    Öldürülen hayvan eti yenmeyen hayvanlardan ise, onun cezası bir koyun veya keçi kurban etmekten ziyade olmaz. Fakat eti yenilir hayvanlardan ise, öldürüldüğü yerdeki kıymeti, iki adalet sahibi kimse tarafından belirlenerek tamamen sadaka verilir. Eğer bu kıymet bir fitre mikdarından az ise, buna karşılık bir gün oruç tutmak da yeterlidir.

    Bununla beraber kıymeti bir kurban değerine eşitse, yasağı işleyen serbesttir. Dilerse bu kıymet karşılığında fakirlere dağıtılmak üzere fitre mikdarı buğday, arpa ve hurma alır. Dilerse her fitre mikdarı karşılığında birer gün oruç tutar. Bu oruç değişik zamanlarda da tutulabilir.

    Öldürülen hayvan av için öğretilmiş doğan ve köpek gibi bir hayvan ise, sahibine öğretilmiş olduğuna göre kıymeti ödenir. Ayrıca öğretilmemiş olduğuna göre de fakirlere kıymeti sadaka olarak verilir.

    Ağaçlara ve otlara gelince, bunlara kendiliğinden bitmiş olup kimseye ait değilse, Harem Bölgesinin hakkını korumak için kıymetleri sadaka olarak verilir. Fakat bir kimsenin mülküne ait ise, birer kıymetlerini de sahiblerine vermek gerekir.

    Harem Bölgesindeki bir ağacın yalnız yapraklarını almak, ağaca zarar vermezse caizdir. Bundan dolayı ceza gerekmez.

Hac ile Umrenin Yasaklarına Dair Çeşitli Meseleler

    – Bir hayvan ayağını kırmak, bir kuşun kanadını kırıp onu uçamaz hale getirmek, bir kuşun yumurtasını kırmak, ihramda olan kimse için, o hayvanı veya kuşu öldürmek hükmündedir.

    – Bir hayvanın tüylerini ve kıllarını kesmek veya kaçıp kurtulmasına engel olmayacak bir şekilde bir uzvunu (organını) kesip kırmak da, onun kıymetine getireceği noksanlık mikdarını sadaka vermeyi gerektirir. Eğer bu şekilde hayvanın yaralanması sonunda hayvan iyileşirse, ceza vermek gerekmez.

    – İhramda olan kimsenin avladığı hayvan kendiliğinden ölmüş olursa yine cezayı gerektirir. Çünkü hayvanı ele geçirmesi, onu yok etme sayılır.

    – İhramda olanın av hayvanını satın alması da yasaktır. Çünkü o hayvan, ihramda olan kimse için kıymeti bulunan bir mal sayılmaz.

    Fakat ihramda bulunmayan kimsenin kendisi için veya ihramda olanın emri bulunmaksızın onun için harem dışında avlamış olduğu hayvanın etinden kendisi yiyebileceği gibi, ihramda olan da yiyebilir.

    – İhramda olan kimse, tavuk ve koyun gibi, yaratılış gereği olarak kaçıp ürkmeyen evcil hayvanları kesip yiyebilir. Fakat karadaki av denilen yabanî hayvanları kesecek olsa, onun etinden kendisi de başkaları da yiyemez. Çünkü bu ölü (besmelesiz kesilmiş) yerindedir. Deniz kuşlarını da avlayamaz; çünkü bunlar aslen kara hayvanıdır. Bunları öldürmek cezayı gerektirir.

    – Harem Bölgesinde öldürülen av, İki İmam’a göre, ölü (Besmelesiz) hükmündedir. Bunu öldüren ihramlı, onun etinden yese istiğfar etmesi gerekir. İmam Azam’a göre, cezasını ödedikten sonra etinden yese, yediği mikdarın kıymetini sadaka olarak vermesi gerekir.

    – Harem bölgesindeki bir avı atıp vurmak yasak olduğu gibi, Harem’de olan kimse de Harem dışındaki bir ava atıp onu vuramaz. Bunların ikisi de haramdır. Çünkü Harem’deki av güvence altındadır. Harem dahilinde olan kimse de, dışandaki ava bir şey atmaktan yasaklanmıştır.

    – Mekke’nin Harem bölgesindeki av hayvanlarını avlamak, kendiliğinden bitip yetişen yeşil otlarını koparmak, yine kendiliğinden yetişmiş yaş ağaçları kesip koparmak yalnız ihramda olana değil, olmayana da helâl değildir. Onun için Mekke halkından ihrama girmemişler için bunları avlamak veya koparıp kesmek, kıymetini ödemeyi (fakirlere sadaka olarak vermeyi) gerektirir. Bunun karşılığında muhrim (ihramda olan) gibi oruç tutmak yeterli olmaz. Çünkü işleri yapmak, ihramda bulunmayan Mekkeli hakkında bir boçlanmadır, keffaret değildir. İhramda olmayanın böyle bir şeye yol gösterip yardımcı olması da günahtır. Fakat bu hareketinden dolayı kendisine bir borç ödeme cezası gerekmez.

    – Harem bölgesinde hayvanları otlatmak ve kendiliğinden biten otları biçmek helâl değildir. Fakat Mekke samanı denilen “İzhir” otu ile mantarları kesip toplamakta bir sakınca yoktur.

    Yine, kurumuş ağaçları kesmek, bir ağacın kırık bir dalını koparmak caiz olduğu gibi, ekilmiş ekinleri ve sebzeleri kesip toplamak da helâldır. Aynı zamanda insanların yetiştirdiği cinsten olup da kendiliğinden biterek yetişen ağaçları da kesmek helâldir.

    Yalnız insanların yetiştirdiği cinsten olmayıp da, kendiliğinden biten ağaçları kesmek cezayı gerektirir. O da bu ağacın kıymetini ödemekten ibarettir.

    -İhramda bulunan birkaç kişi, bir av hayvanını öldürecek olsa, İmam Azam’a göre, bunlardan her birine tam bir ceza gerekir.

    (İmam Şafıîye göre, hepsine yalnız bir ceza gerekir. Aynı şekilde ihramda olmayanların Mekke’de Harem Bölgesinde öldürecekleri bir av hayvanından dolayı da yalnız bir ceza gerekir.)

    – Bir kimsenin yapmış olduğu cinayetlerin cinsleri ve meclisleri bir olursa, bir ceza yeterlidir. Fakat cezaların cinsleri ve işledikleri yerler değişik olursa, ceza da ona göre çok olur.

    Örnek: İhramda olan bir kimse, bir zaruret olmaksızın bir mecliste birkaç uzvuna (organına) hoş kokulu bir şey sürse veya bir elinin veya bir ayağının veya iki eli ile iki ayağının tırnaklarını keserse, hepsi için bir “dem” (bir koyun kurban etmek) yeterli olur. Eğer bir elinin veya bir ayağının iki veya üç parmağını kesse, her tırnak için fitre miktarı sadaka vermek gerekir. Bunların kıymeti bir kurban kıymetine denk olursa, ihramda olan kimse bundan dilediği kadar noksan bir şey sadaka verebilir.

    Yine, bir elinin beş tırnağını kestikten sonra, henüz keffaret vermeden aynı mecliste diğer elinin beş tırnağını da kesecek olsa, yine yalnız bir dem (bir koyun kurban etmek) yeterlidir. Fakat bir mecliste veya başka başka meclislerde ellerinin tırnaklarını kesip başını traş ettirse ve bir uzvuna da hoş kokulu bir şey sürse, yapmış olduğu bu yasaklardan her biri için ayrıca bir kurban gerekir. Çünkü yasakların cinsi değiştiği gibi meclis de değişmiştir.

    – İhramda olan bir kimse, hastalık gibi bir özürden dolayı gündüzleri bir müddet dikişli elbise giyip geceleri çıkaracak olsa, bundan dolayı ceza olarak bir kurban yeterli olur.

    Fakat bu hastalık gittikten sonra başka bir hastalıktan dolayı tekrar böyle dikişli bir elbise giyecek olsa, bunun için de ayrıca bir kurban gerekir.

    – İhramda bulunan bir kadının eline kına yakması kurban kesmeyi gerektirir. Erkeklerin sakallarını kına ile boyamaları ise sadaka vermeyi gerektirir, kurban değil.

    – Arafat’da vakfeden önce, bir insanın guslü gerektirecek şekilde ön veya arka yönde ailesi ile yapacağı temastan dolayı hac bozulur ve ceza olarak ertesi sene kaza etmesi gerekir. Bununla beraber bu bozulan hac da noksan bırakılmayıp tamamlanır. Yapılan yasak işten dolayı da bir kurban kesmek gerekir. [İmam Şafiîye göre, bir bedene (deve veya sığır) kurban etmek gerekir.]

    – Hac için ihrama geren zevc ile zevce, Arafat’da vakfeden önce cinsel ilişki kursalar, her ikisi de aynı şekilde cezalanırlar. Her birine bir dem (bir koyun) kurban etmek gerekir. Ertesi yıl ihrama girdikleri zaman biribirlerinden ayrılırlar, başka başka yollardan giderek Arafat’da durur ve bozulan haclarını kaza ederler. Birbiriyle ilişki korkusu olunca, böyle birbirlerinden ayrı yürümeleri mendubdur.

    – Şehvetle bakmak, öpmek ve okşamak veya iki yoldan biriyle olmaksızın cinsel ilişki kurmak haccı bozmaz, meni gelmiş olsa bile… El ile meni getirilmesi ceza olarak kurban kesmeyi gerektirir. Uykuda rüyalanmadan (ihtilâmdan) dolayı bir şey gerekmez.

    – Umre için ihrama giren kimse, henüz tavafın dört şavtını (devrini) yapmadan cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulur. Bununla beraber bu umreyi tamamlamaya devam eder ve ceza olarak bir koyun kurban eder. Sonra da bu bozulan umreyi bir vacib olarak kaza eder. Tavafın dört şavtından sonra cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulmaz, yalnız bir kurban kesmesi gerekir.

    – İhramda olan kimsenin zarar veren karga, çaylak, akrep, yılan, fare, sinek, karınca, pire, kene, arı, kertenkele, kelebek gibi av cinsinden olmayan ve insanın bedeninden doğmayan böcekleri ve üzerine saldıran köpeği ve yaratılışında eza bulunan kurt gibi herhangi yırtıcı bir hayvanı öldürmesi bir ceza gerektirmez.

    – İhramda bulunan bir kimse, ihramdan çıkmak kasdı ile bir çok av hayvanını vurup öldürecek olsa, yalnız bir dem (ceza olarak bir koyun kesmek) gerekir. Çünkü bu iş, cinayet işlemek kasdı ile değil, ihrama son verme niyetiyle yapılmıştır.

    – İhramda bulunan kimsenin yanındaki kafeste olan kuşu veya evinde olan bir av hayvanını salıvermesi gerekmez. Çünkü bu durum, av hayvanına saldırı sayılmaz. (İmam Şafiîye göre, böyle hayvanları salıvermek gerekir. Çünkü avı mülkte tutmak, ona saldırı demektir.)

Hedy’in Mahiyeti ve Hükümleri

    – Yüce Allah’ın rahmetine yaklaşmak veya işlenen bir cinayete keffaret olmak için Harem bölgesinde kesilmek üzere götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurbana “Hedy” denir. Bu da en az bir yaşındaki koyun ile altı ayını doldurup bir yaşındaki koyun gibi görünen tokludur. Beş yaşını tamamlamış deve ile iki yaşını doldurmuş sığır da olabilir. Bunların erkekleri ile dişileri birdir. Kurbanlık hayvanlarda aranan vasıflar, aynen bunlarda da gereklidir.

    Koyun cinsinden olan kurbana “Dem”, deve ve sığır cinsinden olana da “Bedene” denir. Hedyin en iyisi bedenedir.

    – Bir hayvanın hedy olması ya açık şekildedir veya delâlet şekli iledir. Meselâ: “Hedy için” denilerek satın alınıp Mekkeye gönderilen bir koyun açık bir şekilde hedy olmuş olur. Hedy olmasına kalben niyet edilen bir koyun veya hedy olmasına niyet edilmeksizin Harem bölgesine kesilmek üzere gönderilen bir koyun veya deve, delâlet sureti ile hedy olmuş olur.

    – Hedy hayvanına binilmesi, yük yükletilmesi, bir zaruret olmadıkça caiz değildir. Bu hürmete aykırıdır. Bu yüzden kıymetinde bir noksanlık olursa, bu noksan mikdarını sadaka olarak vermek gerekir.

    – Hedy kurbanının sütünü, etini yemek kendisine caiz olan bir kurban olsa bile, içmez. Memelerini soğuk su ile yıkayarak sütünü kesmeye çalışır. Hayvana zarar verecekse, yapılmaz. Bu durumda sütü fakirlere sadaka olarak verilir. Eğer kurban sahibi sütünden faydalanırsa veya sütünü zenginlere verirse, bunun kıymetini (bedelini) fakirlere sadaka olarak vermesi gerekir.

    – Allah rızası için bağışlanan bir şeyin aynını sadaka vermek caiz olduğu gibi, kıymetini ve bir rivayete göre dengini de sadaka vermek caizdir. Buna göre, bir kimse kendi koyunlarından belli birini hedy olmak üzere tayin etse, bunun kıymetini veya dengini hedy olarak harem-i şerife gönderebilir.

    – Nafile olarak gönderilen bir hedy yolda çalınsa veya ölse, yerine başkasını göndermek gerekmez. Vacib olarak gönderilmiş olunca, yerine başkasını göndermek gerekir. Fazla kusurlandığı takdirde de, noksanın bedelini sadaka vermek gerekir. Ancak hedy kurbanının sahibi fakir ise, o zaman bu kusurlu hedy yeterli olur.

    Yine, Haremde kesilip de, eti henüz sadaka verilmeden çalınsa, artık başkasını kesmek gerekmez. Çünkü vacib yerinde yapılmıştır.

    – Önce de yazıldığı gibi, Temettü haccı ile Kıran haccından dolayı hedy (Harem bölgesinde kurban kesmek) vacibdir. Bunun koyun cinsinden olması da yeterlidir. Bu kurbanlar, Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilebilir. Fakat birinci günde kesilmesi daha faziletlidir. Bu, bir şükür kurbanı olduğundan bunun etinden sahibi de yiyebilir. Geri kalanını Mekke fakirlerine dağıtmakta fazilet vardır.

    – Hac mevsiminde nafile olarak Harem’de kesilen her cins kurban da birer hedy’dir. Bunların etlerinden sahibleri yiyebilirler.

    – Hacla ilgili cinayetlerden (yapılması yasak şeyleri yapmaktan) dolayı ceza veya keffaret olarak kesilecek kurbanlar de hedy sayılır. Ancak bunların etlerinden sahibleri ile zevceleri, usul ve füruları yiyemezler. Çünkü bu ceza kurbanları zekât, adak kurbanı ve fitre sadakası yerinde sayılırlar. Bunların etinden yiyecek olurlarsa, kıymetlerini fakirlere sadaka verirler.

    – Bedene (deve-sığır) cinsinden olan kurbanlık, nafile, adak, Temettü haccı ve Kıran haccı için olunca, bunların bir nişanla kurbanlık olduklarını belirtmek müstahabdır. Bu, başkalarına güzel bir örnek olur. Fakat ceza ve keffaret kurbanlarına böyle bir alâmet konulmamalıdır. Çünkü bunları açığa vurulması değil, gizli tutulması uygundur.

    – Hedy kurbanlarının kesileceği yer, mutlak surette Mekke’nin Harem Bölgesidir. Bunların Mina’da kesilmesi şart değildir, bir sünnettir. Ancak yolda sakatlanmış olan nafile bir hedy yolda kesilebilir. Bu durumda etinden yemek sahibine helâl olmaz, bütününü sadaka vermek gerekir. Çünkü bunun etinden sahibinin yiyebilmesi, bunun Hareme kavuşması şartına bağlıdır.

(Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali)

 
 

Kâbe’yi tavaf, kâinat nizamından alınmış bir ibadettir. Seyyareler güneş, elektronlar çekirdek, pervaneler kandil etrafında döner; böyle bir merkez etrafında dönmek ona aşkla bağlılık anlamına gelir.

 
 

– Sünen kitaplarında yer alan bir hadiste, Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

“Kâbeyi tavaf etmek, bir nevi namaz kılmaktır. Şu var ki, Allah tavafta konuşmaya izin vermiştir. O halde, tavaf esnasında konuşan kimse hayırdan başka bir şey konuşmasın.” (İbn Hacer, 3/482; Hakim, 2/267)

Hadisin bu ifadesinden, tavafın da namaz gibi faziletli bir ibadet olduğunu anlayabiliriz. Farz olan tavaf farz namaz gibi, nafile tavaf da nafile namaz gibidir.

– Rivayete göre, namaz ile tavaftan hangisinin daha faziletli olduğu sorusuna, Abdullah b. Abbas; “Mekke halkı için namaz, dışarıdan gelenler için tavaf, daha faziletlidir.” şeklinde cevap vermiştir. (bk. el-Fakihî, Ahybaru Mekke, 1/468-şamile)

Said b. Cubeyr de aynı görüşü seslendirmiştir.(bk. a.g.e, 1/470).

Hz. Aişe’den nakledilen bir rivayete göre, Hz. Peygamber (a.s.m) “Kâbe’ye bakmak ibadettir.” diye buyurdu.(bk. Kenzu’l-Ummal, h. No: 34647).

Kâbe, sadece oradaki taş binadan ibaret değildir. Kâbe, ferşten Arşa uzanan nurani bir direk gibidir. Kâbe’ye yönelenlerin niyeti Allah’ın emrine uymak ve emredilen yöne yönelmektir. Kâbe yeryüzünde inşa edilen ilk mesciddir.

 
 

İhrama girmeden önce koku sürünmenin bir sakıncası yoktur. Hatta sünnettir.

İhrama girme, hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, diğer zamanlarda helâl olan bazı fiil ve davranışları, hac veya umrenin rükünleri tamamlanıncaya kadar kendine haram kılmasıdır.

İhramın, niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü vardır. Niyet, hac veya umre yapmaya karar vermektir. Niyetin dil ile yapılması müstehaptır. Telbiye ise,

“Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek.”

“Allâh’ım, davetine isteyerek uydum, emrine amadeyim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Sana yöneldim, hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Eşin ve ortağın yoktur.” demektir.

İhrama girmeden önce, tırnakları kesmek, temizlik için gusletmek, güzel kokular sürünmek, ihram denilen iki parça örtüye bürünmek ve ihram elbisesini giydikten sonra iki rekat namaz kılmak sünnettir. Namazı kıldıktan sonra niyet eder ve telbiye söyleyerek ihrama girer. İhramda bulunduğu sürece fırsat buldukça yüksek sesle telbiye getirmesi de sünnettir.

Niyet ve telbiye ile birlikte ihramın yasakları başlar. İhramlıya, vücudundaki saç ve kılları kesmesi, yolması veya tıraş etmesi; tırnak kesmesi; dikişli elbise giymesi (erkekler için); güzel koku sürünmesi; süslenmek için yağ, boya vb. makyaj malzemesi kullanması; başını (erkekler için) ve yüzünü örtmesi, eldiven, çorap ve topukları örten ayakkabı giymesi; cinsi münasebette bulunması; avlanması; harem bölgesindeki bitkileri kesmesi yasaktır.

İHRAMLA İLGİLİ SÜNNETLER

1. İhrama girmeden önce, tıraş olmak, koltuk altı ve kasık kıllarını temizlemek, tırnak kesmek ve güzel koku sürünmek.
2. İhrama girerken gusletmek veya abdest almak.
3. İhramın sünneti niyyetiyle iki rekat namaz kılmak.
4. İzar ve rida denilen iki parça örtüye sarınmak.
5. İhramlı bulunduğu sürede her fırsatta telbiye yapmak.
6. Telbiye her başlayışta üç defa tekrarlamak.
7. Telbiyeden sonra salevat-ı şerife, salevattan sonra dua ve niyazda bulunmak

 
 

Arabistan’da mikatlar dışında oturanlarla, dış ülkelerden hac veya umre niyetiyle Hicaz’a gidenler için geldiği bölge veya ülkeye göre ihrama girme yerleri (mikat) belirlenmiştir. Bunlar, Zülhuleyfe, Cuhfe, Karn, Yelemlem ve Zat-ı Irk adındaki yerleşim yerledir.

Türkiye’den doğru Mekke’ye gidecekler, kolaylık olsun diye uçağa binecekleri havaalanında ihram bezlerine bürünürler. Önce Medine’ye gidecek olanlar ise, ihrama girmeden doğru Medine’ye giderler. Medine’den Mekke’ye gidecekleri sırada mikat yeri olan Zülhuleyfe’yi ihramsız geçemezler. Şayet geçerlerse, ya geri dönüp orada ihrama girerler veya bir ceza kurbanı keserler.

Ancak, hac veya umre için Mekke’ye gidip tekrar umre yapmak isteyenler için, en yakın ihrama girme yeri, Medine istikametinde “Ten‘îm”; en uzak olanları ise Tâif yönünde “Ci‘râne” (Şi‘bü Âl-i Abdullah) ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir. Diğerleri ise, Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” (Hüseyniye) ve Arafat sınırında “Batn-ı Nemîre”dir.

Bu itibarla, iki sene sene önce umreye gittiğinizde din görevliniz bilinçli olarak sizleri Arafat bölgesindeki, “Batn-ı Nemîre”ye götürerek ihrama niyet ettirmiştir. Bu nedenle umre geçerlidir ve herhangi bir ceza da söz konusu değildir.

Umre için “Hill” bölgesine çıkıp ihrama girmek zorunludur. Ten’im, “Hill” bölgesi ile “Harem” bölgesinin sınırında “Hill” bölgesi içinde yer almaktadır. Mekke’de ikamet edenler orada bulundukları süre içinde umre yapmak istediklerinde “Hill” bölgesine çıkarak ihrama girmek zorundadırlar. Ulaşım ve diğer imkânlar bakımından Ten’im en elverişli yerdir. Bu itibarla orada ihrama girmektedirler. Yoksa dileyen gidip Taif yolu üzerinden veya Arafat sınırından ya da diğerlerinden de “Hill” bölgesine çıkarak ihrama girebilir.

 
 

Bütün masrafları siz karşılamış dahi olsanız umreye gitmekten dolayı hac farz olmaz.

 
 
Sorularla Hac İbadeti
Hac Nedir?

Hac, sözlükte yönelmek, ziyaret etmek anlamına gelir. Dini bir terim olarak hac; yılın belli günlerinde (Kameri aylardan Zilhicce ayında) kurallarına uygun şekilde ihram denilen örtüye bürünerek Arafat’da ayakta durmak ve Kâbe’yi tavaf etmektir. Bu kutsal yerleri belirli zamanlarda ziyaret eden kimseye hacı denir.

 

Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir.

 

Haccın zamanı, hac ayları diye isimlendirilen; Şevval, Zilkâde ve Zilhicce aylarıdır.” İfadesi, “Hac belli aylardır”(Bakara, 2/197) mealindeki ayetin bir açıklaması mahiyetindedir.

Hac görevi, ihrama girmekle başlar. Bunun başlangıcı  ise Şevval ayıdır. Bir kimse Şevvalde ihrama girip Zilhiccenin 10. (veya 13.) gününün akşamına kadar, haccın menasikini tamamlayabildiği için, bu aylara hac ayları denilmiştir.

Yani bu aylara Hac ayları denilmesinin sebebi, haccın ilk şartı/ rüknü olan ihramın ancak bu aylarda giyilmesinin öngörülmüş olmasıdır. Bu aylardan önce ihrama girmek, Hanefi ve Hanbelilere göre mekruhtur. Bu konuda Buharî’nin İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu hadis-i şerif alimlerin bu görüşlerinde etkili olmuştur. “Hac ayları dışında ihrama girmemek sünnettendir.” (bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/64-65).

Şafiilere göre ise, hac ayları dışında alınan söz konusu ihram hac için değil, umre için geçerli olur. Çünkü, “Hac belli aylardır”(Bakara, 2/197) ayeti, hac için belirlenmiş aylar dışında ihrama girilemeyeceğini ifade etmektedir.(bk. a.g.y; Muğni muhtac,1/471, Muhazzeb,1/200).

Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın, usulüne göre ihrama girdikten sonra tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir.

 

Her müminin amacı Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Onun rızasını kazanmanın yollarından biri de, peygamberleri aracılığı ile bildirdiği emirleri yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmaktır. Allah’ın emirleri insanı iyiye, güzele, doğruya yöneltmek, yasakları ise kötülüklerden uzaklaştırmaktır. Böylece insanı güzel ahlâk sahibi kılarak mutlu olmasını sağlamaktır.

Aynı zamanda Allah’ın buyruklarını yerine getirmekle onun sevgisini kazandığımız gibi, verdiği nimetlerden dolayı da şükretmiş oluruz. Çünkü Allah sevgiye, saygıya ve ibadet edilmeye lâyık tek varlıktır.

İslâm’ın beş temel şartından biri olan hac, hem mal hem de bedenle yapılan bir ibadettir. Maddi durumu iyi olanların ömürlerinde bir defa hac ibadetini yapmaları farzdır. Yüce Allah Kur’an’da: “Yoluna gücü yetenlerin Allah’ın evi (Kâbe)ni hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir Hakkı’dır.” (Ali İmran, 3/97) buyurmuştur. Peygamberimiz (asv) da haccı Müslümanlığın beş esasından biri olarak saymış, yapılışını bizzat uygulayarak Müslümanlara öğretmiştir.

Gücü yeten, yani zengin ve sağlıklı olan Müslüman’ın hayatında bir kez haccetmesi farzdır. Bir kimseye haccın farz olabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her Müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır.

Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; Müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.

Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü olması için, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile yaşlılar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

Kişi kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür; fakirlere sadaka vermekle bu sorumluluktan kurtulmaz. Bu itibarla, hac yerine sadaka veren kişi, hac ibadetini yerine getirmiş olmaz.

Bir Müslüman`ın hac ibadetiyle yükümlü olması için, sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip, hür, akıllı ve buluğ çağına erişmiş olması gerekir. Bu itibarla, servet yönünden haccetme imkanına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez; ancak, borçlanarak hacca gitmeleri halinde, hac ibadeti geçerli olur ve kendilerinden hac görevi de düşer.

Diğer taraftan, haccın farz olması için gerekli şartları taşıdığı halde, hac mevsiminde hazır parası bulunmayan ve borç aldığı takdirde bunu daha sonra ödeme gücüne sahip olan kişilerin, bu görevi bir an önce ifa etmeleri için, borç alarak hacca gitmeleri uygun olur.

Hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, diğer zamanlarda helal olan bazı fiil ve davranışları, hac veya umrenin rükünleri tamamlanıncaya kadar kendine haram kılmasıdır. İhramın, niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü vardır.

 Niyet, hac veya umre yapmaya karar vermektir. Niyetin dil ile yapılması müstehaptır.

Telbiye ise, “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk lâ şerîke lek, (Allâh’ım, davetine isteyerek uydum, emrine amadeyim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Sana yöneldim, hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Eşin ve ortağın yoktur.)” demektir.

Niyet ve telbiye ile birlikte ihramın yasakları başlar. İhramlıya, vücudundaki saç ve kılları kesmesi, yolması veya tıraş etmesi; tırnak kesmesi; dikişli elbise giymesi (erkekler için); güzel koku sürünmesi; süslenmek için yağ, boya vb. makyaj malzemesi kullanması; başını (erkekler için) ve yüzünü örtmesi, eldiven, çorap ve topukları örten ayakkabı giymesi; cinsi münasebette bulunması; avlanması; harem bölgesindeki bitkileri kesmesi yasaktır.

Hac ve umre sırasında Harem’de kesilen kurbanlık hayvanlara ve Kâbe’ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere kesilen kurbana hedy denir.

Hedy kurbanları, vacip ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır. Kıran veya Temettu’ haccı yapanların hedy kesmeleri ile ceza kurbanları, ihsar kurbanı ve harem bölgesinde kesilmesi adanan kurbanlar vaciptir. Hac veya umre yapılırken, bir yükümlülük bulunmadığı halde kesilen kurbanlar ise nafiledir.

Hedy kurbanları, ister vacip, isterse nafile olsun, Harem bölgesi içinde kesilir. Harem bölgesinde kesilmez ise, vacip olan hedy kurbanlarının Harem bölgesinde yeniden kesilmesi gerekir. Ancak nafile olarak kesilenlerin yeniden kesilmesi gerekmez.

Hacda bulunan kişilerin, hac kurbanı (hedy) dışında, bayram münasebetiyle nafile olarak kurban kesmek istemeleri halinde, bunu vekalet yoluyla kendi ülkelerinde kestirmeleri daha uygun olur.

Bir şahsın hacc ibâdeti ile mükellef olabilmesi için Müslüman, aklı başında, ergenlik çağına girmiş, hür ve muktedir olması gerekir. Muktedir olmak, maddi imkânlara ve güvenliğe sahip olmak demektir. Bunun için kişinin gerek kendisine ve gerekse geçindirmek zorunda olduğu şahıslara, hacca gidip dönünceye kadar yetecek maddî güce sahip bulunması, yolculuğu engelleyecek bir hastalık, yahut sakatlığının bulunmaması, yolun açık ve günvenli bulunması (yolda hayatî bir tehlikenin mevcut olmaması) gerekir.

Kadınların ayrıca yanlarında mahrem (nikâh düşmeyecek kadar yakın) bir akrabaları, yahut kocalarının bulunması şarttır. Böyle bir kimsesi bulunmayan, diğer şartları da taşıyan kadın farz olan haccı yapmak isterse, güvenilir kadınların bulunduğu bir gurup içinde haccını yapabilir; bunun için sahte nikâhlara gerek yoktur.

Haccın şartları taşımayan kişilere hacc farz değildir. Şartları taşır iken bu ibâdeti yapmamış olanlar, sonradan şartları kaybederler ise sorumlulukları devam eder. Meselâ zengin bir şahıs, hacc mevsimleri gelip geçtikten sonra devamlı bir hastalığa maruz kalırsa yerine birini göndermesi gerekir. Bu sebeple Müslüman, imkân elverdiği anda ve ilk fırsatta bu ibâdeti yerine getirmelidir.

Haccın maddi ve manevi birçok faydaları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Hacca giden Müslüman, Allah’ın kendisine verdiği vücut sağlığı ve mal zenginliği gibi dünya nimetlerinin şükrünü yerine getirmiş olur.

– Değişik ülkelerden gelen Müslümanlar görüşüp tanışır ve bilgi alış-verişinde bulunur; aynı zamanda ticarî ilişkilerde bulunurlar.

– Hac, insanın kul hakkı dışında diğer günahlardan affedilmesine sebeptir. Bunun için günahlarının affedilmesi için dua ederler. Bir daha kötü bir iş yapmamak, dürüst ve ahlâklı olmak üzere Allah’a söz verirler.

– Hac, çeşitli Müslüman ülke insanları arasında kardeşlik kurulmasına yardımcı olur. İslâm dininin birlik ve beraberlik dini olduğu, hacda daha kolay anlaşılır.

– Hac mevsiminde Kâbe mahşer yerini andırır. Hac ibadetini yerine getiren Müslüman dünya menfaatleri için yapılan kötü işlerin ne kadar boş ve anlamsız olduğunu kavrar.

– Biliyoruz ki seyahat insan sağlığı için çok faydalıdır. Hatta ruhî sıkıntılardan kurtulması için insanlara seyahat tavsiye edilir. Allah da Kur’an’da gezip dolaşmayı tavsiye etmiştir. İşte hacca gidenler bu seyahati tabiî olarak yapmış olurlar.

– Bütün hacı adaylarının renk, ırk ve meslek ayırımı gözetmeden bembeyaz ve aynı tip ihram içinde bulunmaları, eşitlik fikrinin yerleşmesine yardımcı olur.

– Aynı zamanda hac ibadeti dünya Müslümanları arasında tanışma, yakınlaşma, birlik ve beraberlik, yardımlaşma ve kardeşlik duygularının gelişmesine yol açtığı için evrensel boyutları olan bir ibadettir.

– Kısaca, hacca gidenlerin inançları tazelenir. İnsanlığa hizmet aşkları artar. Yardım duyguları gelişir. Bütün insanların eşit ve kardeş olduğunu kavrar. Böylelikle dostluk, sevgi ve barış sağlanmış olur.

Hacca giden Müslüman, Allah’ın kendisine verdiği vücut sağlığı ve mal zenginliği gibi nimetlerin şükrünü yerine getirmiş olur. Dünyanın dört bucağından hacca gelen Müslümanlar, sayısız manevi kazançlarla dönerler. Diğer ülkelerde bulunan Müslümanların ihtiyaçlarının neler olduğunu öğrenir ve onlarla ticari, sosyal ve kültürel bağlar kurarlar. Bu açıdan hac, uluslararası bir kongre niteliği taşır.

Müslümanlar birbirlerinin ihtiyaç ve sıkıntılarını öğrenip yardımlaşma yoluna giderler. Dünyanın her tarafından gelen diğer Müslümanlarla tanışırlar. Ayrı dil ve renkteki insanlar İslam’ın birlik ve kardeşlik ilkesini yaşayarak gerçekleştirmeye çalışırlar. İnsanları birbirinden ayıran ırk, dil ve renk farklarını bir tarafa bırakarak, eşitlik duygusunu tadarlar. Aynı duygu ve heyecan içinde birlik ve beraberliklerini güçlendirirler. Böylece imanları tazelenir ve güçlenir.

Peygamberimiz (asv); “Makbul bir haccın mükâfatı ancak Cennet’tir.” buyurmuştur. Bu ibadeti yaparken her seviyede insanın aynı kıyafete bürünmesi, öldükten sonra Allah’ın huzuruna çıkış gününü hatırlatır. İhrama girerek dünya elbiselerinden soyunan insan, günahlarından da sıyrılacak, bir daha günaha girmemek için gayret edecek, Allah’a dua ederek O’ndan af dileyecek ve olgun bir Müslüman olmak için çalışacaktır.

Hac, insandaki şükür duygusunu artırır. Tevhid inancını ve dini duygularını çoğaltır. Hac, insanın manevi bir muhasebesini yapmasını sağlar. Bilgi ve görgüsünü artırır. Hac, insanları harcamaya kıyamadığı mallarını bu yolda harcaması nedeniyle cimrilikten kurtardığı gibi, cömertliğe de alıştırır. Alçak gönüllü olmasını sağlar. Çekingenliğini giderir. Toplum içinde birlikte yaşama duygusunu kuvvetlendirir. Hac ibadetini yapıp ülkesine döndükten sonra da, nefsine, ailesine ve içinde yaşadığı topluma karşı yapmakla zorunlu olduğu bir takım sorumluluklar yüklenmesini sağlar. Kişiye düzenli ve disiplinli yaşama bilinci kazandırır. Davranış ve hareketleriyle başkalarını üzmemeye çalışır. Kul hakkına saygı duyar. Hac’dan önceki yaşantısında var olan aşırılıkları atmasını sağlar.

Hac uyumlu bir yaşam biçimi kazandırır. İnsanı daha sabırlı yapar. Yaratıklara daha şefkatle yaklaşmasını sağlar. Böylece insan, toplumun sosyal dayanışmasına katkı sağlayacak önemli özellikler kazanır.

Hac, mü’minlerin samimi bir şekilde Allah’a yönelerek tevbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına neden olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevi bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Yüce Allah’a ibadet etmenin sevincini yaşatır. Her çeşit kötü alışkanlıkların bırakılmasıyla ruhsal temizliğe yardım eder. Döndükten sonra da topluma en güzel örnek bir insan durumuna getirir. Kişinin kötülüklerden uzaklaşarak ahlaken olgunlaşmasını, iyiye ve güzelliğe ulaşmasını sağlar ve toplumun huzura kavuşmasına yardımcı olur.

1. İfrad Hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke’de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur.

2. Kıran Hac: Bu haccı yapana kârin hacı denir. Hac ile umreye niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve sa’y edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac için, tekrar tavaf ve sa’y yapar.

3. Temettü Hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında, yani Şevval, Zilkade ile, Zilhiccenin ilk on gününde, umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve sa’y yapıp ve tıraş olup ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapandır. Yalnız tavaf-ı ziyaretten sonra da sa’y yapar.

Kârin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vaciptir. Temettü veya Kıran haccı yapanlardan, kurbanlık hayvan bulunmaması veya alınamaması sebebiyle, kurban kesme imkanı olmayanlar, üç gün Hac esnasında, yedi gün Hac’dan sonra olmak üzere on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, ihrama girdikten sonra hac ayları içinde ve kurban bayramının ilk gününden önce Mekke’de tutulmuş olması zorunludur. Kurban kesme imkanı elde edilebileceği ümidiyle bu üç günlük orucun son vaktine kadar geciktirilmesi yani Arefe günü tamamlanmak üzere 7, 8 ve 9 Zilhicce günlerinde tutulması efdaldir.

Temettü Haccında bu oruç henüz Hac için ihrama girmeden Umre ihramından sonra da tutulabilir.

İhram: Haccın farzlarından biridir. “İhram” vücudun belden itibaren alt kısmına sarılan ve sırta alınan bir havludan ibarettir. Bu erkekler içindir. Kadınlar ihrama girmez, uzunca bir entari giyerler.

Vakfe: Vakfe “durmak” demektir. Dîni bir terim olarak Arefe günü (Kurban Bayramı’ndan bir gün önce) Arafat’ta bulunmaktır. Orada ibadet ve dua edilir.

Tavaf: Kurban Bayramı’nın ilk üç gününde Kâbe’yi tavaf etmek farzdır. Kâbe’nin etrafında dualar okunarak yedi kez dönmeye tavaf denir. Bir kez dönüşe şavt denir.

Sa’y: Kâbe’nin yakınında bulunan Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelmektir. Bu gidiş ve gelişler, Safa’dan Merve’ye dört, Merve’den Safa’ya üç olmak üzere yedi defadır.

Kâbe: Mescidi Haram’ın tam ortasında, köşeleri dört ana yöne denk gelecek şekilde yapılmış dikdörtgen biçiminde bir binadır. Kâbe’nin içinde tavanı tutan üç ağaç sütun ve tavana çıkmak için bir de merdiven vardır. İç duvarı mermerle kaplıdır. Kâbe’nin üstü ve dış duvarları her yıl hac mevsiminde değiştirilen üzeri ayetlerle işlenmiş siyah bir örtü ile kapatılmaktadır. Kâbe’nin köşesinde tavafın başlama noktasını belirten siyah bir taş “Hacer-ül Esved” bulunmaktadır. Kâbe’nin yapılması ile buraya “Mescidü’l Haram” yani güvenlikle ibadet edilecek yer denilmiştir.

Hz. İbrahim (as) Allah’tan aldığı emirle Kâbe’yi yapmıştır. Oğlu Hz. İsmail (as) da kendisine yardımcı olmuştur. Hz. İbrahim (as) Kâbe’nin yapımını tamamladıktan sonra Allah kendisine “Şimdi insanları buraya çağır” diye emretmiş ve o da bu emri yerine getirmiştir. Hac sırasında Müslümanlar Hz. İbrahim (as)’in davranışlarını hatırlayarak onu yeniden yaşarlar. Mekke ve orada bulunan Kâbe, Hz. İbrahim (as)’den sonra yüzyıllar boyu kutsallığını korumuştur. İslâm’ın gelmesiyle Allah Peygamberimize (asv) şöyle buyurmuştur: “İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.”(Hac, 22/27) İşte, Allah’ın bu emri gereğince Müslümanlar farz olan hac ibadetini yaparlar.

Mescidi Haram: Kâbe’yi çevreleyen, namaz kılmak, tavaf ve dua etmek için kullanılan geniş bir alandan ibarettir. Buraya “Haremi Şerif” de denir. Zemini renkli mermerle kaplı olan bu alanın dört tarafı duvarlarla çevrilmiş olup, pek çok kapısı ve yedi tane minaresi vardır.

Mekke: Hz. İbrahim (as)’den bu tarafa Kâbe kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir. Zaman içinde oraya yerleşen insanlar, Mekke şehrini kurmuşlardır. Mekke Kur’an’da şehirlerin anası olarak anılmaktadır. Kur’an, Allah’a ibadet amacıyla yapılan ilk mescidin Mekke’de inşa edildiğini belirtmektedir. Bu konu ile ilgili ayet şöyledir: “İnsanlar için kurulan ilk ev (ibadet yeri) Mekke’de âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe’dir.” (Ali İmran, 3/96)

Safa ve Merve: Kâbe’nin doğusunda yaklaşık 350 metre aralıklı iki tepedir. Güneydeki, Safa, kuzeydeki ise Merve’dir. Bu iki tepe arasında sa’y yapılır.

Arafat Dağı: Mekke’nin doğusunda, Mekke’ye yaklaşık 25 km. uzaklıkta bulunan, hacıların Kurban Bayramı’nın arife günü toplandıkları yerdir. Haccın farzlarından biri olan “Arafat Vakfesi” burada yapılır.(Bakara, 2/198) Peygamberimiz (asv) “Hac Arafat’tır” buyurarak, Arafat Vakfesi’nin önemini belirtmiştir.

Arafat, Sevgili Peygamberimiz (asv)’in, Yüce Allah’ın ümmetinin bağışlanmasını istediği ve onların bağışlanacağına dair ilâhi müjdeyi aldığı yerdir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz (asv) da 632 yılında arkadaşları (ashabı) ile birlikte yaptığı “Veda Haccı” nda yüzbini aşkın Müslüman’a yaptığı konuşmayı, yani “Veda Hutbesi”ni burada yapmıştır.

Müzdelife: Arafat dağı ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac esnasında Arafat’tan dönüşte Müzdelife’de vakfe yapılır.

Mina: Mekke’nin doğusundaki dağların eteğinde Arafat’a giden yol üzerinde bulunan Müzdelife ile Mekke arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac ibadeti esnasında kurban kesmek ve şeytan taşlama (büyük, orta ve küçük cemreler) burada yapılır.

Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, Müslümanı büyük-küçük bütün günahlarından arındırır; onun Allah  katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.

Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. Hacda yapılan dualar ve tövbeler kabul görür. Böylece bu ibadeti îfa edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler.

Hac ibadeti boyunca devamlı maddi ve manevi kirlerden temizlik yapılır. Bedenî kirlerden tam bir temizlik yapıldığı gibi, günah kirlerinden de bütünüyle bir temizliğe girişilir. Haccın kalpteki pasları gidereceğini, küçük-büyük bütün günahların affına vesile olacağını Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “Kim Allah  için hacceder de bu esnada kötü söz, iş ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi temiz ve günahlarından arınmış olarak hacdan döner.” (Buhari, Hac: 4; Müslim, Hac: 79; Tirmizi, Hac: 2) buyurarak haber vermektedir. Bu ifade, haccın her bakımdan büyük bir arınma oluşuyla ilgilidir. Bu hadis-i şerif, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter.

Hac, kendisinden önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder. Amr b. Âs (r.a.), Hz.Peygamber (s.a.v.) Efendimize biat ederken; ALLAH  tarafından bağışlanmayı şart koşmak isteyince, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Bilmez misin ki! Müslüman olmak, önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder. Hicret de kendinden önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder. Hac da kendinden önceki küçük-büyük bütün günahları yok eder.” (Müslim; İman: 121) buyurdu.

Tabiî ki hac Allah  için yapılmalıdır. Yani hacda herhangi bir dünyevi çıkar, şöhret, riya v.s. bulunmamalıdır. Pek çok insan şan ve şöhret için hac yapmaktadır. Onlar çektikleri bu kadar sıkıntı ve yaptıkları masrafları sevap yönünden boşuna zayi etmektedirler. Gerçi farz olan hac bu şekilde de edâ edilmiş olur. Ancak sadece Allahuteâlâ’yı razı etmek niyetiyle yapılırsa, farz edâ edilmekle beraber pek çok sevap kazanılmış olur. Bu kadar büyük sevabı, birkaç insan arasında büyük görünmek niyetiyle zayi etmek, ne büyük bir zarar ve hüsrandır.

Hacceden kimselerin Allah  katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Hac ve umre için Beytullâh’a gidenler, Müslümanların Allah’a gönderilmiş temsilcileri, Allah’ın misafirleridirler. Dua ederlerse, ALLAH  dualarını kabul eder, afv ü mağfiret dilerlerse, onları bağışlar, affeder.” (İbn Mace; Menasik: 5; Nesai; Hac: 4) buyurmuşlardır.