Kâbe’yi gördün.
İlk secdeyi senden önce kalbin etti.
Şimdi tavafa niyet ediyorsun:
Lâl olsun dilin.
Çünkü birazdan
kalbin,
bütün mevcudatla birlikte namaza duracak:
Bismillâhi Allahu Ekber.
Asırlardır peygamberlerin, velilerin, âşıkların selam verdiği Hacerül Esved’in hizasındasın:
Sen de selamlıyorsun o cennet incisini. Yanlızca
bir taşı değil, ruhunun ezelden beri bildiği bir hakikati selamlıyorsun aslında.
Kalabalığın içine karışıyorsun.
İnsanlar akıyor…
Dualar arşa yükseliyor…
Her dilde başka bir yakarış nağme nağme inletiyor semayı.
Ve daha ilk adımda seni garip bir tanışıklık hissi sarıyor.
Sanki ruhun, yaratıldığı günden beri aşina olduğu o hakikati yeniden hatırlıyor;
Şu Mescid-i Kebîr-i Kâinatta,zerreden şemse kadar bütün mevcudatın
durmadan iştirak ettiği o kutlu hakikat: Namaz!
“Tavaf namaz gibidir.”
(Tirmizî, Hac 112)
buyuruyor Efendimiz.
Öyle bir namaz ki, Bediüzzaman’ın ifadesiyle
“Küre-i arz”, bu namazda “bir meczup Mevlevî gibi döner.”
(30. Lem’a)
Yani dünya,
bir taraftan kendi ekseninde,
öte taraftan güneşin etrafında dönerek cemaatle namaz kılıyor.
Ayrıca namazın özünde zikir de vardır.
Rabbin:
“Beni anmak için namaz kıl.”
(Tâhâ 20/14)
buyurur.
Yani dünya vazifesini görürken, hem namazda hem de zikir halinde.
Dâhil olduğu ezelî zikir halkasında
kimi zaman Nakşîler gibi sessizce,
kimi zaman Kâdirîler gibi cezbeyle,
kimi zaman da Mevlevîler gibi dönerek
Rabbini tesbih ediyor.
Zira:
“Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih etmektedir. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.”
(İsrâ, 44)
İşte tavafın sırrı da burada gizli.
Senin de tavaf esnasındaki dönüşünün özü,
o büyük zikre ve kutlu cemaate dâhil olmak.
Sen de dönüyorsun şimdi:
Hem namazda hem zikirdesin.
Atomlar gibi…
Yıldızlar gibi…
Gezegenler gibi…
Ve belki de ilk defa,
kâinatın dilini anlamaya başlıyorsun.
Yedi şavt dönüyorsun…
“Üstünüzde yedi yol yarattık.”
(Mü’minûn 23/17)
buyuran Rabbinin Kainatı içinde taşıyan küçük bir misâli gibi…(Mikrokosmos)
Ve yine
“Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.”
(Nebe 78/12)
âyetindeki sırra küçük bir ayna gibi…
7 şavt dönüyorsun,
Kalbin,
Fâtiha’nın yedi âyetindeki hikmete açılsın diye…
An-ı daimînin zikri,
7 letaifine anahtar olsun diye…
Nefsin,
yedi mertebeyi aşarak rıza makamına yürüsün diye…
Ve tam burada,
tavafın senin üzerinde tamiratı başlıyor:
Tavaf, insanı nefsinin dar çemberinden çıkarıp
“Kendi” etrafında dönmeyi bıraktırıyor.
Ve belki de tavafın en büyük sırrı şu:
Sen,
Kâbe’nin etrafında döndüğünü sanıyorsun…
Ama hakikatte Allah, tavafın içine derç ettiği namaz hakikatiyle pusulanı yeniden Kendisine döndürüyor.
اللَّهُمَّ يَا مُحَوِّلَ الْحَوْلِ وَالْأَحْوَالِ،
حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ
“Allah’ım…
Hâlleri ve zamanları değiştiren Sensin.
Bizim hâlimizi de hâllerin en güzeline çevir.”

2 Comments On Kalbin Namazı Tavaf
Hülya Müberra
Hakikatin yazıya dökülmüş hâlini adeta şiir tadında okudum…
Kalemine, gönlüne ve idrakine kuvvet Seher kardeşim.
“Hal”in hakikate, hakikatin ise “hal”e dönüştüğü en derin menzildir tavaf…
İnsanın yalnız bedenle değil, kalbiyle de Rabbine yönelişidir.
“Kalbin Namazı: Tavaf” başlığı bile başlı başına bir tefekkür kapısı açıyor.
Çünkü bazı yazılar okunmaz; hissedilir, insanın içine işler…
Yüreğine sağlık
Gül Endam
Nasıl güzel bir anlatım, duygulara tercüman olmuş, yüreğinize kaleminize sağlık..